Bir Gidişin Hikayesi

Bir Gidişin Hikayesi

Gitmek…
Uzaklaşmak. Hareket etmek.

İhtiyacım olan tam da buydu. Bulunduğum yerde beni üzen somut hiçbir dış etken yokken, içimde durduramadığım bir uzaklaşma ve hareket etme ihtiyacı vardı. Bunun ne olduğunu tam olarak adlandırabilene kadar, içimdeki o büyük boşlukla epey mücadele ettim.

Evet, finansal sorunlarımız vardı. Durumumuzun iyi olduğu uzun bir dönemden sonra, pandemi denen ucubeyle birlikte ciddi bir maddi sıkıntıya girdik. Ama para benim için hiçbir zaman temel mesele olmadı. Paranın bir enerji olduğuna ve zaman zaman akışının değiştiğine inananlardanım.

Sevgi ise hep vardı. Şekil değiştirmişti ama beni evimizde tutacak kadar vardı. Huzur vardı. Neşe de… Aramızdaki neşe, ailemizdeki neşe, dostlar, ahbaplar… Hepsi vardı.

Peki içimdeki bu boşluk neydi?

Kimilerine göre “rahat batıyordu” 🙂
Türkiye’de bir kadın “içimde bir boşluk hissi var” dediğinde, böyle yoruma maruz kalmaması zaten mümkün değil. Buna da maruz kaldıktan sonra, kendi içime dönmeye ve meseleyi kendi karanlık dünyamda çözmeye karar verdim.

Uzun ve uykusuz geceler… Okumalar, dinlenen podcast’ler, yazılan yazılar, karşıma çıkan cümleler, en iyi arkadaştan gelen birkaç görüş, iyi niyetli yorumlar… Yaklaşık bir buçuk yıl böyle geçti diyebilirim.

Bir de menopoz meselesi var tabii. Toplumumuzda malum yaşa gelmiş bir kadın içine dönmüşse ve bulunduğu ortamda sıkışmış hissediyorsa, bunun yegâne sorumlusu “MENOPOZ”dur. Okumuşu, okumamışı; kadını, erkeği; genci, yaşlısı… Herkesin bu konuda aynı noktada buluşması benim için ayrı bir şaşkınlık unsuru.

Uzunca bir süre düşündükten sonra içimdeki ses şunu fısıldadı:
“Bulunduğun alan çok güvenli ama, gerçekten deneyimlemek istediğin yaşam bu mu?”

Cevabım belliydi.
Hareket etmeliydim.
Uzaklaşmalıydım.
Gitmeliydim…

Ama asıl mesele kendini tam da bu noktada göstermeye başladı.

Keşke her şey bu kadar iyi olmasaydı, diye düşündüm. O zaman gitmek çok daha kolay olurdu. Kavga, dövüş, huzursuzluk… Gitmek için ne güzel gerekçeler. Hem anlatması da kolay.

Madem bu iş o kadar kolay olmayacaktı, bir plan yapmalıydım. Herkesi bu duruma hazırlayacak, mümkün olduğunca kırmadan dökmeden ilerleyecek bir plan.

Kararımı kesinleştirdikten sonra işe oğlumla başladım. Yalnız olduğumuz bir akşam, kararımı ve gerekçelerimi anlattım. Şaşırmadı.
“Daha erken bekliyordum,” dedi.
“Sonuna kadar ikinizin de yanındayım.”

Bu cümle beni inanılmaz rahatlattı.

Sonra sıra bu konunun bir numaralı muhatabına geldi. Ama aylarca tek bir cümle bile kuramadım. Doğru zaman için evrenden bir mesaj bekledim durdum. Biraz savruldum, epey de aylaklık ettim. Kararımı defalarca sorguladım… Ta ki bir gün o mesaj gelene kadar. İşte buydu. Zamanı gelmişti.

Eve geldim, muhatabımı karşıma aldım ve tane tane konuştum. Kısa ve net bir şekilde durumumu anlattım. Büyük bir şaşkınlık ya da sert bir tepki gelmedi. Sakin bir “tamam, eğer istediğin buysa” ile karşılık buldu.

Sonrası evden ayrılma planı.

Kararımı açıkladıktan sonra herkes bu fikre alışsın diye araya dört ay koydum. Yaz başında evden ayrılacaktım ama ortada küçük bir sorun vardı: hiç param yoktu. Kendime bir düzen kuracak, ayrı bir eve çıkacak ve o evi yürütecek durumda değildim.

Evet…
50 yaşında, hayatı çalışarak geçmiş biri olarak kendime bir düzen kuramıyordum.

Ablam kollarını açtı:
“Gel, bende yaşa,” dedi.

Prenses yatak odamdan, 14 yaş yatak odama geçtim.
50 yaşımda ablamın kanatlarının altına sığındım.
Yazması kolay, yaşaması zor.

Ama bu durumdan kimseyi sorumlu tutamam. Çünkü tüm seçimleri ben yapmıştım. Unutmamalıyız ki: başkasının seçimlerine uyum sağlamak da bizim yaptığımız bir seçimdir.

Tüm bu süreci zarafetle yönetmeye çalışmanın bendeki karşılığı ise büyük bir yorgunluk oldu. Ayrıldığım ev, geride bıraktığım yaşam düzeni, yeni geldiğim ortam… Dostların yorumlarını savuşturma manevraları…

Burada hakkını teslim etmem gerekenler var: kocam (artık eski kocam), oğlum, ailelerimiz ve en yakın dostlarım. Benim göstermeye çalıştığım zarafete en yakın duruş onlardan geldi.

Evet, bu da benim evden ayrılma hikâyemdi.

Geriye dönüp baktığımda, duygusu bu yazıdaki kadar hafif olmasa da beni anladığınızı hissediyorum.

Sevgiyle kalın,

Nazan

Bu Yazıya Dair!

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı: ‘‘Gökyüzü Mavisi ‘olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı: Vivaldi Dört Mevsim ”Kış” olurdu. https://open.spotify.com/track/6OHOYEMQfPKWZY4Uxxybnh?si=4dd2f0335ee34568

.

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı:”Puslu Hava” kokusu olurdu

.