Hayatım 50 yaşımda yeniden başladı.Bu cümleyi yazmak kolay olmadı.
“Başladı” demek biraz sert geldi, biraz haksızlık gibi…
O yüzden düzeltiyorum: yeniden başladı.
Evet, böylesi daha çok içime sindi.

Bu ilk yazıda size biraz kendimden bahsedeceğim. Uzun uzun değil. Hayatımda sonradan fark ettiğim kırılma anlarından, “sliding door”lardan… Filmi izleyenler ne demek istediğimi anladı, izlemeyenler için küçük bir ödev: izleyin. Hayatı anlamak için güçlü bir film.

Bir kadının kendini keşfetme yolculuğunun sayısız versiyonu vardır. Benim hikâyem de çok farklı sayılmaz. Hatta çoğuna göre daha az “dramatik” bile olabilir. Ne büyük bir hastalık geçirdim, ne şiddet gördüm, ne aldatıldım, ne de başıma yıkıcı bir felaket geldi.

Aslında hikâyem tam da bu noktada ayrılıyor.

Peki ne oldu da ilk 50 yılı derleyip toparladım ve bir kenara koydum?

Bu yazıyı; kendini mutlu zanneden, konfor alanından çıkmaya cesaret edemediği için kendini kandıran, mutlu olmak adına fazlasıyla ödün veren ya da çocuklarını bahane eden kadınlara ve erkeklere anlatmak istiyorum.

Ha, çok da umurunuzda olmayabilir.
Olsun. Ben yine de anlatmak istiyorum.

Süslü cümlelerim yok. Büyük metaforlarım da.
Ben bir edebiyatçı değilim.
Sadece içimden geldiği gibi yazıyorum.
Ve eğer isterseniz, sizin hikâyelerinizi de duymayı gerçekten isterim.

Haydi başlayalım.

Kendimi bildim bileli çalışıyorum. Rahmetli babam ve şahane annem beni ve kardeşlerimi böyle kodladı:

“Güçlü ol kızım.
Kendi ayaklarının üzerinde dur.
Kimseye muhtaç olma.
Özgürlük en büyük zenginliktir.”

Bu cümleler kulağıma fısıldanmadı; adeta üflendi. Ve sağlam bir şekilde yerleşti benliğime.

Lise ikinci sınıfta çalışmaya başladım. Yaz tatillerimde Antalya’da animatörlükle başlayan iş hayatım; otel misafir ilişkileri, satış müdür yardımcılığı, satış müdürlüğü ve genel müdürlüğe kadar uzandı. Merak etmeyin, kariyer hikâyemi uzun uzun anlatmayacağım. Sadece şunu söyleyeyim: 22 yaşında ilk müdürlük unvanımı aldığımda, iş hayatına fena bir başlangıç yapmamıştım.

Sonra evlilik, İstanbul’a taşınma ve yeni bir şehirle birlikte yeni bir hayata alışma süreci… Buraları hızlı geçiyorum. Büyük dramlar yok. Çünkü dram yaratmak genlerimde yok. Güçlüyüm. Hepsinin üstesinden geldim, gelirim de.

Evlilik de gayet iyi başladı. Orada da bir sorun yoktu.
“Peki sıkıntı nerede?” dediğinizi duyar gibiyim.
Oraya geliyorum, az sabır.

Evlendikten üç yıl sonra, bugün hâlâ sorguladığım ama beni bugünkü ben yapan o kritik kararı aldım:
Kocamla birlikte çalışma kararı.

Evet, doğru okudunuz.

O güne kadar bana kodlanan ne varsa — güçlü ol, bağımsız ol, kendi ayaklarının üzerinde dur — hepsini bir kenara bıraktım. Otelcilikte edindiğim kariyeri de. “Prensesler gibi çalışırım” sandığım bir yolculuğa çıktım. İstediğim saatte gider, istediğim saatte çıkarım diye düşündüm. Patron kocam, kim ne diyebilir ki?

Elbette öyle olmadı.

Sorumluluk duygum ağır bastı. Herkesten önce işe gittim, herkesten çok çalıştım. Yanlış anlaşılmasın, şikâyet değil; durum tespiti.

Üstelik sevgili kocam, haksızlığa tahammülü olmayan, kayırmayı sevmeyen, torpile fazlasıyla mesafeli bir adamdı. Zaten ben de bu yönlerini sevmiştim. Ama konu ben olunca farklı davranacağını neden varsaydım, hâlâ bilmiyorum.

İlk yıllarda, kimseye beni kayırmadığını göstermek için fazlasıyla çaba harcadı. Ben de bu rol dağılımına uyum sağlamak adına kendimden, kişiliğimden epey ödün verdim. Bu kararı ben vermiştim; sonuçlarına da katlanacaktım.

Aynı dönemde anne olmanın da doğru zaman olduğuna karar verdim.

2004 yılında anne oldum. Oğlumu iki aylıkken bırakıp işe döndüm. Bugün geriye dönüp baktığımda farklı davranır mıydım diye sorarsanız, dürüst olayım: Hayır. Çünkü o gün neysem, bugün de oyum. Bunun anneliğimle değil, hayata bakışımla ilgisi var.

Dünyanın en iyi annesi değilim belki. Zaten “en iyi anne” ne demek, ondan da emin değilim. Ama oğlumun — ki bugün 21 yaşında — beni “dünyanın en cool annesi” olarak tanımlaması bana fazlasıyla yetiyor.

Annelik meselesi başlı başına uzun bir konu. Belki başka bir yazıda daha derin konuşuruz.

Zaman aktı. Ben çalışmaya devam ettim. Sesim biraz daha çıkmaya başladı. Kocamın toleransı da… diyelim ki gelişti. Artık lafımı ağzıma tıkamıyordu; en azından birkaç cümle kurmama izin veriyordu. (Abartıyorum tabii.)

Uzun lafın kısası, 23 yıl birlikte çalıştık. Yeni şirketler kurduk, büyük işler yaptık. Türkiye’nin en iyi beş event şirketinden biri olduk. Uluslararası projeler, güzel kazançlar, seyahatler… Oğlumuzu iyi okullarda okuttuk, İstanbul’un güzel semtlerinde yaşadık. Çok mutlu olduk. Az kavga ettik. Saygılı, sohbeti bol 24 yıl geçirdik.

Bugün geriye dönüp baktığımda, kendime ve ona sadece teşekkür ediyorum.

Peki madem her şey bu kadar iyiydi, ben neden boşanma kararı aldım?

Cevabı basit. Yeniden kendim olmak istedim. 

Yeniden kendi kararlarımı vermek, kendi yolumu çizmek ve de kaderimi şekillendirmek istedim. Artık başkasının kararlarının geleceğimi belirlemesini istemedim ve aynı şeyi onun için de istedim. Şunu fark ettim ki evlilik denen kurumsal yapının en sorunlu kısmı bu. Eşlerden birinin verdiği bir karar, diğerinin geleceğini ister istemez etkiliyor. Bu kararların sonuçları iyi de olsa, kötü de olsa başkasının kararları.  Bana göre insanlar, başkasını etkileyebilecek kararlar konusunda çok daha dikkatli davranmalı.  O an sizin iyice düşünmeden verdiğiniz bir karar sadece sizi etkilemiyor, o yolu sizinle yürüyenleri de etkiliyor. Şöyle düşünün: bir arabadasınız, sürücü koltuğundaki kişi direksiyonu nereye kırıyorsa, yan koltuktaki ve arka koltuklakiler sürücünün kararı doğrultusunda aynı yöne ilerliyor. O evlilik çok demokratik ve paylaşımcı görünebilir. Ama kimse kimseyi kandırmasın direksiyon bir kişinin elinde olabilir sadece. Sürücü koltuğuna oturan kişi arada değişebilir ama bu anlatmaya çalıştığım meseleyi değiştirmez. 

İşte ben artık bunu istemedim. Kendi direksiyonumu elime alıp, kendi yönümü belirlemek istedim. Özgürlük istedim. Kimsenin sorumluluğunu almamak, kimseye de kendi sorumluluğumu yüklememek istedim.

Son bölümü epeyce uzattığım farkındayım ama kendimi anlatabildiğimden emin olmak istedim 🙂

Durum bundan ibaret!

Bundan sonrası için planım sizelerin hikayelerini de okumak, izin verirseniz kendi yazılarımda paylaşmak. 

Bana göre iyi şeyler paylaşarak büyür, kötüler ise paylaşarak azalır.          

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Sevgiler

Nazan

Posted in

“Hayatım 50 yaşımda yeniden başladı.” öğesine 2 yanıt

  1. valiantlysublimef96f0390bb Avatar
    valiantlysublimef96f0390bb

    Sevgili Nazan ne güzel anlatmış hayatın getirdikleri ve götürdüklerini. Ve seyirci olmaktan isenarist olmaya giden dikenli yolu. Konfor alanından çıkma cesaretini kutluyorum , bloğuna ve şeffaflığına bayıldım, abone olmaz mıyım, oldum hemen. Heyecanla bekliyorum yeni yazılarını. Sevgiyle kal….

    Beğen

    1. Nazan Koznal Sonat Avatar
      Nazan Koznal Sonat

      Canım Arzucum çok ama çok teşekkür ederim

      Beğen

Yorum bırakın