Üzülme Hakkı!

Siz hiç üzüntünüzü elle tutulur yoğunlukta, kaçmadan, bastırmadan, gerçek anlamda hissettiniz mi? Mutlaka hissetmişsinizdir. Hepimizin başına öyle işler geliyor ki, üzülmemek elde değil.

Peki sorumu şöyle sorsam; siz hiç üzülmek için kendinize izin verdiniz mi?

Hani oturup “şu an üzülüyorum ve bir süre de bu duygunun burada kalmasına izin vereceğim” diyebildiniz mi?

Dürüst olmam gerekirse benim cevabım yakın bir zamana kadar “hayır” olurdu.

Üzüntü, benim için hemen ortadan kalkması gereken bir duyguydu.

Yerine çabucak neşenin gelmesi, ortamın bozulmaması gerekiyordu.

Üzülmemeliydim, çünkü üzülürsem başkalarının da neşesi kaçar sanıyordum. 

Ancak, son zamanlarda üzüntüyle başka bir ilişki kurmayı öğrenir oldum.

Üstünü örtmeden, başka bir duyguya kaçmadan, ne kadar kalması gerekiyorsa o kadar kalmasına izin vererek.

Henüz tam becerebildiğimi söyleyemem.

Ama en azından bunun gerekli ve sağlıklı olduğunu biliyorum artık.

Çünkü üzüntü duygusunun bir süre de olsa içimizde barınmasına izin vermek, mesele her neyse, ona farklı bir bakış açısıyla bakmamıza yardımcı olur.

Koşmadan, öfkelenmeden, bilinçli olarak bu duyguda sakince kalabilmek, içimize bakmaya vakit ayırmak, yüzleşebilmek ve bunun sonucunda gereken anlamları çıkararak bu duygudan çıkabilmek. 

Bu duygu durumundan çıkmaya acele etmediğimizde, sırasıyla önce şiddeti azalıyor, sonra tanıdık ve keyifli bir hüzne dönüşüyor.

Ardından hafif bir ferahlık geliyor — sanki aldığınız her nefes, içinizi nane serinliğiyle dolduruyor.

Bir süre sonra gözyaşları duruluyor.

Geriye baktığınızda, artık aynı kişi olmadığınızı fark ediyorsunuz.

Belki de mesele tam olarak bu: üzülmek için kendimize izin verdiğimizde, fark etmeden gelişiyor ve dönüşüyoruz.

Bahsettiğimiz çok büyük bir dönüşüm olmayabilir. Ama en küçük bir fark ediş bile, aynı insan olmadığınız gerçeğini değiştirmiyor.

Kendi adıma, üzülmeye izin veriyorum artık.

Bu insanca duygunun bende yarattığı farkındalığı da yanıma alıp yoluma devam ediyorum.

Bu yazı, her daim üzüntüsünü erteleyen, “şimdi buna vaktim yok” diyen, güçlü durmak adına durmadan koşan tüm dostlarıma gelsin.

Şifa olması dileğiyle.

Nazan

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı : ”Sonbahar Sarısı”olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı: Fazıl Say’dan ”Chopin:Nocturne No.20 in C-Sharp Minor, Op. Posth.

”https://open.spotify.com/track/3iQxajJfYco5k7PDSlFVCO?si=9ee090020d8f4840

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı: ‘Taze Nane Kokusu” olurdu.

Posted in

“Üzülme Hakkı!” öğesine 2 yanıt

  1. thoroughlyhumbled83b9dc703 Avatar
    thoroughlyhumbled83b9dc703

    Eline sağlık.. çok başarılı bir anlatım

    Liked by 1 kişi

    1. Nazan Koznal Sonat Avatar
      Nazan Koznal Sonat

      Teşekkür ederim 🙂

      Beğen

thoroughlyhumbled83b9dc703 için bir cevap yazın Cevabı iptal et