Baran’ın Bitişi, Nazan’ın Yeniye açılan Kapısı!

Bu yazımda ana konu olarak ölümden bahsetmek gibi bir niyetim vardı. Ama sonra dedim ki,  ölüm yaşamın sadece bir evresi o halde niye aynı anda hem yaşam hem de ölümden bahsetmiyorum. 

Ne var ki, yazıma ‘’ölüm ile’’ başlama isteğim çok güçlü :). 

Yaşamın içinde evrildikçe ölüme olan bakış açım çok değişti. Eskiden ölüm bana bir son gibi gelirdi, şimdiyse, yeni başlangıca açılan bir kapı gibi görüyorum. Tabii bu benim bakış açım. Bu konuyu 21 yaşındaki oğlum Baran ile de tartıştım. O ise ölümü bir bitiş olarak görüyor. ‘’Ölüyorsun, sonrası yok’’ diyor. Bu da bir bakış açısı ve onun da bu yöndeki bakış açısı yaşamda evrildikçe değişebilir. Değişmeyebilir de.

Ama biz ne düşünürsek düşünelim Zincirlikuyu Mezarlığının kapısında büyük harflerle yazdığı gibi ‘’Her canlı bir gün ölümü tadacaktır’’. Bize düşense, bitiş çizgisine kadar olan o zamanda yaşam denen bu müthiş deneyimden geçmek. 

Ben her zaman ölümün geri kalanlar için zor olduğunu düşünenlerdenim. Bana göre giden için ölüm açılan yeni kapı ve belki yeni bir yaşamken geride kalanlar için boşluk, özlem ve acı. Hele bir de giden acele etmişse, ya da geride kalanlar evlat acısıyla sınanmışsa. 

Beklenmedik ölümler hep çok ama çok acıdır. Belki de ben bu yüzden ölümü hep giden açısından düşünmeye meyilli oldum. Bu da benim bu konuyla ilgili başa çıkma yöntemim olabilir. 

Konu kendimize , yani gitme sırası bize geldiğindeyse durum değişiyor. Dediğim gibi herkesin konuya bakışı farklı. Bence herkes ölüme, yaşamdaki duruşuna göre yaklaşıyor. Yani daha endişeli olanlarımız ölümü daha korkutucu görürkeni, tevekkel olanlar, zaten tevekkel. 

Bir de yadsınmaması gereken bir kültür meselesi var. Ölüm İslam dünyasında daha büyük bir muamma. Daha az doğal gibi. Daha karanlık ve daha olmaması gereken bir şey gibi. Ağıtlar, yakarışlar, ölümün arkasından gerçekleştirilen ritüeller. Uzak doğu felsefesinde durum zaten oldukça farklı, onlarda ölüm düğün ile eşdeğer. Kutlamalar ve şenlikler. Avrupa ve Amerikan kültüründe ise biraz daha soğuk kanlı karşılanabiliyor ölüm. Dediğim gibi gidenin tanımı da ölüme olan bakış açısını değiştiriyor.

Ölümü, nedenini düşünmeden, doğum gibi yaşamın bir evresi olarak ele aldığımızda normalleştirebiliyoruz aslında. Buradaki vaktimiz dolmuştur. Zamanında ya da değil. O zamanlama bizim elimizde değil. Bazı özel durumlar dışında elbette. Kendi zamanını belirleyen birçok insan var. Haklı ya da haksız, yargılamak kimsenin vazifesi değil. Hayat herkesi farklı alanlarda sınıyor. Bazen başa çıkmak hiç de kolay değil. 

Özetle, ölüm bu dünyanın bir gerçeği, kapıyı çaldığında açmamak gibi bir şansımız yok. Yapabileceğimiz en iyi şey, bize verilen yaşam şansını en iyi şekilde değerlendirmek. 

Hayatımız boyunca, öldüğümüzde arkada bırakacağımız maddi varlıklar için deli gibi çalışıyoruz. Yaşlılığımızda, hayatımızı garanti altına almak için bütün gençliğimizi harcamak, ne kadar akıllıca? Yanlış anlaşılmasın, çalışmayalım demiyorum. Ya da parayı ve bu dünyada sahip olabileceğimiz bir evi ya da arabayı küçümsemiyorum.  

Aslında kendime şunu söylüyorum. Sana verilmiş bir yaşam var. Belki tek, belki farklı frekanslarda farklı yaşamlar. Ama bilinçli olduğum bu yaşamda bana tanınan bu fırsatı iyi değerlendirmek istiyorum. 

Kendimi bildim bileli çalışıyorum. Zamanında kazandıklarımızla sahip olduğumuz her şey pandemi döneminde yok oldu. Yok olmayan ne var biliyor musunuz? Anılar, yediğim lezzetli yemekler, attığım hesapsız kahkahalar, hüzünlendiğimde döktüğüm gözyaşları, gezdiğim ülkeler, sevip başını okşadığım hayvanlar, ailem ve dostlarımla geçirdiğim keyifli anlar. Oğlumun büyümesine eşlik eden anılar. 

Aramıza mesafe giren dostlarımla bile geçirdiğim zamanların hepsini minnetle anıyorum. Bugün görüşmüyor olmamız bir zamanlar paylaştıklarımızın kıymetini azaltmıyor. 

Ölüm konusunda belki Baran haklıdır, belki de ben; bunu ancak o kapıdan geçtiğimizde öğreneceğiz. Ama o güne kadar planım belli: Güzel bir sofrada dostlarla buluşmak, yeni bir sokakta kaybolmak ve nefes alabildiğim her anın hakkını vermek. Ölümü normalleştirelim ki, yaşamı kutsayabilelim. 

Beni ararsanız, hayatın tadını çıkarmaya gitmişimdir. 🙂

Sevgiyle, 

Nazan 

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı : ”Gün Batımı Turuncusu ”olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : ”Queen’den – The Show Must Go On” olurdu. https://open.spotify.com/track/3U5JVgI2x4rDyHGObzJfNf?si=3689a865ab3a4ea1

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı: ”Yağmurlu havada Orman” kokusu olurdu.

Posted in

“Baran’ın Bitişi, Nazan’ın Yeniye açılan Kapısı!” öğesine 2 yanıt

  1. Ebru Asal Avatar

    Nazom, yine şahane bir anlatım, kalemine gönlüne sağlık.

    “Aramıza mesafe giren dostlarımla bile geçirdiğim zamanların hepsini minnetle anıyorum. Bugün görüşmüyor olmamız bir zamanlar paylaştıklarımızın kıymetini azaltmıyor. “

    Kesinlikle aynı fikirdeyim ve seni seviyorum.

    Önümüzdeki yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum.

    Beğen

    1. Nazan Koznal Sonat Avatar
      Nazan Koznal Sonat

      Canım Ebrum, teşekkür ederim. Sizler okudukça yazma isteğim çoğalıyor. Ve evet canım arkadaşım, geçirdiğimiz zamanlar çok kıymetli. Her anımızı keyifle anıyorum. ben de seni çok seviyorum.

      Beğen

Nazan Koznal Sonat için bir cevap yazın Cevabı iptal et