Kendine Kaç Kez Hayır Dedin?

Bu yazıyı çok sevdiğim bir arkadaşımdan gelen bir mesaj üzerine yazıyorum. ‘’Bir de Hayır diyememek üzerine yazsana Nazocum ya’’. Mesajı aldığımdan beri bu konu üzerine düşünüyorum.

“Hayır diyememek”, aslında başkalarına “evet” derken kendimize kaç kez “hayır” dediğimizin hikayesidir. 

Hayır dediğimizde çizdiğimiz sınırın bencillik sanıldığı, ama aslında bir özsaygı meselesi olduğu, çok derin bir konu.

Gerek aile, gerek iş, gerek sosyal yaşantımızda hayır demek istediğimiz şeylerin neredeyse %80’ne evet diyoruz.

Ve benliğimizden verdiğimiz her ödün, o an fark etmesek de bizi derinden yaralıyor. Hayır yerine evet dediğimizde, kendimiz olmayı bir yana bırakıp, olmadığımız biri gibi davranmaya başlıyoruz. 

– Bu akşam dışarı çıkalım mı? 

İçindeki ses, ‘’hayır’’ demek ister. Ama zihninde canlanan durum şudur: geçen hafta Ayşe’lerle çıktım, şimdi hayır desem yanlış anlar. Yorgunum desem, “sıra bana gelince mi yorgunsun” der. Ya kırılırsa, ya üzülürse diye diye bir bakmışsın istemediğin halde o gece dışarıdasındır. Halbuki tek istediğin, kendi kendine olmaktır o gece,  ancak kendini nasıl şımartacağınla ilgili yaptığın tüm planlar suya düşer.

Elbette ki yukarıdaki verdiğim örnek, en basit olanıdır.

Ama iş hayatında da durum farklı değil. Hayır diyemediğin için kaldığın mesailer, işin olmadığı halde katılman gereken etkinlikler, sorumluluğun dışında olmasına rağmen altında imzan olan raporlar, ilgili olmadığın halde cc’de tutulduğun mailler ve hazır bulunduğun toplantılar.

Bir şeyin farkına varmamız lazım. Hayır demek kabalık değildir. Nezaketimizi koruyarak hayır diyebilmeliyiz. Üstelik bunu derken  hiçbir sebep gösterme zorunluluğumuz da yoktur. 

Akşam dışarıya çıkalım mı? 

Hayır, biraz dinlenmek istiyorum.  

Şu rapora bir göz atabilir misin? 

Hayır, bunun benim sorumluluğum olmadığını düşünüyorum. 

Akşamki etkinliğe gelir misin, yalnız gitmek istemiyorum. 

Hayır, gerçekten hiç istemiyorum.

Aslında konunun yukarıda yazdığım kadar basit olmadığını biliyorum, ama bir yerden denemeye başlamamız lazım. 

Yetiştirilme tarzı ve toplumsal dinamikler ‘’hayır’’ diyemememizin en büyük mimarıdır diye düşünüyorum. Çünkü “hayır” demenin, ayıp ya da saygısızlık olduğunu öğrenerek büyüyoruz. 

Pek çok ailede itiraz etmeyen, uyumlu çocuklar hep çok takdir edilmiştir. Yani sevilmenin ve değer görmenin yolu, uyumlu olmaktan geçiyor. Uyumlu olmak da işine gelsin gelmesin, iste ya da isteme, hayır demeden yola devam etmek anlamına geliyor.

Böylelikle kendi sınırlarını belirleyemeyen çocuklar yetişiyor. Yani aslında bizim kuşak ve belki bir de bir sonrakiler (X ve Y). Kendi sınırlarımızı çizerken o kadar ürkek, o kadar savunmasız hissediyoruz ki, bunun sonucunda ortaya kendini önemsemeyen insanlar topluluğu çıkıyor.

Z kuşağı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ben de bir Z kuşağı ebeveyni olarak, onların hayır diyebilme konusundaki özgürlüklerine gıpta ediyorum. 

Elbette denge önemli. Sınırlarımız kıymetli. 

Ha bir de doğruyu söylemek gerekirse ben de hayır sözcüğünü duymayı sevmeyenlerdenim. Bir konuyu sonuna kadar zorlayabilirim. Bu durumda bir çuvaldız da kendime batırmam gerekir. Bundan sonra bana hayır diyene, tamam diyeceğim. 🙂

Sevgiyle,

Nazan

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı : ”Net bir gece Mavisi”olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : ”Metallica – Nothing Else Matters ” olurdu. https://open.spotify.com/track/3U5JVgI2x4rDyHGObzJfNf?si=3689a865ab3a4ea1

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı: ”Keskin Nane Kokusu” olurdu.

Posted in

Yorum bırakın