Asla Vaz geçmeyenler Kulübü?

Kabul edelim ki bu dünyaya bazılarımız gümüş kaşıkla, bazılarımızsa plastik kaşıkla geliyoruz. 

Gümüş kaşıkla doğanlar, yol boyunca o kaşıklarını kaybedebilir ya da o kaşığı birer silaha çevirip Kendi hayatını mahvedebilir. Plastik kaşıkla doğanlarsa kaşığı bir kaldıraç gibi kullanıp kendi dünyasını yerinden oynatabilir.

Hayata geliş ve buradaki serüvenimizle ilgili farklı inanışlar elbette ki vardır. Kimi inanışa göre dünyaya gelmeden önce buradaki hayatımızı kendimiz seçiyoruz, yani kaderimizi kendimiz belirliyoruz, ne var ki bu dünyaya geldiğimizde bundan bi haberiz. Olabilir. 

Kimine göre de doğum anımız, doğduğumuz ülke, içine girdiğimiz aile ve de ölüm anımız ve sebebi önceden belli, yani Külli iradenin kararı. Ancak hayatı şekillendiren bire bir bizleriz. Bizim seçimlerimiz. Buna da Cüzi irade deniyor. Bu da olabilir. 

Yıllar önce bir kitap okumuştum. Kitabın ismi ‘’Şahane Hatalar’’. Orijinal ismi, Pretty Little Mistakes (Yazarı Heather McElhatton).

Bu eser, klasik bir romanın aksine, okuyucuyu sadece okuyucu statüsünden çıkarıp, bizzat başrol oyuncusu haline getiriyor; daha ilk sayfalarda size sunulan seçimlerle başlayan yolculuk, verdiğiniz her karara göre bambaşka rotalara saparak yüzlerce farklı sondan birine ulaşıyor. Kitapta aldığınız “küçük” bir risk sizi dünyanın en zengin insanı yapabileceği gibi, bir sonraki sayfada verdiğiniz “yanlış” bir kararla kendinizi bir felaketin ortasında bulabiliyorsunuz. Yazarın bu interaktif kurgusu, kaderin bazen sadece bir sayfa çevirmek kadar yakınımızda olduğunu ve yaptığımız seçimlerin bizi nasıl inşa ettiğini sarsıcı bir oyunla deneyimletiyor.

Kitabı okuduğumda derinlemesine düşünme fırsatım olmuştu. Yaptığımız her seçimin hayatımızda ne denli köklü değişikliklere sebep olabileceğini o zaman daha da fazla idrak etmiştim. 

Aslında hayat da tıpkı bu kitap gibi; her düştüğümüzde önümüze görünmez iki seçenek sunuyor: Ya olduğun yerde kalıp hikâyeyi orada bitireceksin ya da canın yansa da bir sonraki sayfayı çevirip yeni bir ihtimale şans vereceksin.

İşte “Asla Vazgeçmeyenler Kulübü” üyelerini diğerlerinden ayıran tam olarak bu ‘sayfa çevirme’ refleksidir. Onların ortak bir yanı vardır: düşerler, bazen büyük bazen de küçük yaralar alırlar. Ama düştükleri yerde uzun uzadıya kamp kurmazlar. Düştüklerini kabul ederler ve bu kabulle tekrar ayağa kalkarlar. Bazen ağır aksak yürürler, bazen de son hız koşarlar. Yine düşebilirler, bunu bilerek yürürler o yolda. Onlar için felaketle biten bir hikaye yolun sonu değil, yeniden başlamak için start noktası olur.  Bu insanların kitabında umutsuzluğa yer yoktur. Her düşüş yeniden ayağa kalkmak için bir fırsat barındırır. 

Ha elbette yorulurlar. Bazen nefeslenmek için biraz daha yerde kalmayı seçebilirler, ama bu kulübün üyesi olup da orada kalan bir kişiyi bile tanımıyorum. 

Bir diğer ortak özellik ise, hayatlarında göze aldıkları risklerdir. Öylesine yaşamayı yaşamak saymazlar. Yaşamayı iş edinip, gerektiğinde risk alırlar. hayalperest yapıları bazen aldıkları risk oranını artırır. Şansları yaver gittiğinde hedefledikleri yere belli bir süreden sonra gelirler (Yazımın başında bahsettiğim dostum, bunu başaranlardan). 

Ben de kendimi bu kulübün üyelerinden sayıyorum. Hayalini kurduğum hayatı gerçekleştirebilmek adına riskler alıp düştüğüm zamanlarım var. Hatta şu anda tekrar ayağa kalkmak için emeklediğimi söyleyebilirim. Ama kalkıp yürüyeceğimden hatta koşacağımdan şüpheniz olmasın. 

Tüm Vaz Geçemeyenler Kulübü üyelerine selam olsun. 

Sevgiyle,

Nazan

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı : ”Kuzey Işıklarının Parıltısı ”olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : ”Raye – I Know You’re Hurting” olurdu. https://open.spotify.com/track/3U5JVgI2x4rDyHGObzJfNf?si=3689a865ab3a4ea1

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı: ”Zaferin ardından içilen bir kadeh İskoç Viskisi” olurdu.

Posted in

Yorum bırakın