“O Beni Kaybetti’’ Yanılgısı! 

Epeydir bu konuyu kağıda dökmeye çalışıyorum. Yazıyorum siliyorum, taslaklar arasında sırasını bekleye bekleye bugün gün yüzüne çıkabildi. 

Aslında yazıma bir arkadaşımla ettiğim bir sohbet ilham verdi. Bu yazıyı okuduğunda mutlaka beni arayacaktır. Ama ne demişler ‘’Demirden korksak trene binmezdik’’. 🙂 

Dediğim gibi, geçen gün bu arkadaşım bana yıllar önce aldatıldığı için bitirdiği bir ilişkisinden bahsetti. 

Sonra da, “valla şekerim, kaybeden kendisi oldu,” dedi. 

“Neden?” diye sordum.

“E beni kaybetti.” 

Yüzüne anlamsızca bakmış olmalıyım ki, gözlerini pörtlete pörtlede, “Neeee?” diye çıkıştı bana. 

Konuyu uzatmadım. Çünkü, o an ne ben düşüncelerimi anlatabilecek kadar kafamı toplayabilmiştim ne de o bu konuda derinlemesine düşünecek durumdaydı. 

Ama sonrasında uzun uzun düşündüm.

Benim bu konudaki düşüncelerim oldukça farklı. Ne ben birinin kaybı olduğuma inanırım, ne de birinin benim kaybım olduğuna. Zamanı gelmiştir, yollar ayrılmalıdır ve bunun için de bir sebep gerekiyordur. 

Belki de canımız yandığında, “kaybeden o oldu” demek, ürettiğimiz bir savunma mekanizmasıdır. Bu savunma mekanizması da, gerçeği görmek yerine bizi körleştirebilir. Aslında, bir hikaye bittiğinde kimse kazanmaz veya kaybetmez; sadece hikaye biter. Kibir, bu bitişin sorumluluğunu almaktan kaçınmak için kendimize ördüğümüz devasa bir duvar olabilir.   

Kendimizi önemsemek elbette çok önemlidir, hayat kendi biricikliğimize saygı duymamızı gerektirir. Kibir ise bu biricikliği bir üstünlük madalyasına dönüştürmektir. ‘’Beni kaybetti’’ cümlesini kurduğumuz anda, aslında kendimizi bir ‘ödül’, karşımızdakini ise o ödüle layık olmayan bir “mağlup” yerine koyarız. Derinlemesine düşünüldüğünde o ilişkideki tüm hikaye, tüm yaşanmışlıklar artık çöp olmuştur. Çok yazık. 

Benzer bir durum şu meşhur “dostlarım beni çok kazıkladı” söylemi için de geçerlidir. Bu tür sözleri de aşırı saçma bulurum. Ortada bir durum vardır; ya dostunla fikirleriniz farklıdır ya da dostun sandığın o kişi gerçekte dostun değildir. Ama her hikayenin mutlaka iki tarafı vardır. Bana “dostum beni kazıkladı” diyenden uzak durmayı tercih ederim. Çünkü bu söylem, genellikle kendini aşırı önemseyen ve hatayı asla kendinde aramayan insanların diline pelesenk olmuştur.

İşte tüm bunlar, bana göre ciddi birer kibir göstergesidir.

Kibir; başta Hıristiyanlık olmak üzere birçok inanışta, “yedi ölümcül günahın” ilki olarak kabul edilir. 

Tanımı bellidir: kendini başkalarından üstün görme, narsisizm ve aşırı gurur. Kibir, tüm günahların kapısını açan anahtar olarak kabul edilir.  

İnançlarla olan mesafem ne olursa olsun, kibrin yol açabileceği bu ruhsal kusurlara sonuna kadar inanıyorum.

Uzun lafın kısası; kibir hepimizin içinde, doğamızda var. Sonuçta insanız. Ama hayat, kimin kimi kaybettiğinin çetelesini tutmak veya “beni kaybeden hayatta da kaybeder” demek için fazlasıyla kısa değil mi?

Birlikte yol yürüdüğümüz her insan, bugün olduğumuz kişiye evrilmemizde bir rol üstlenmiştir. Biz de onların hikayesinde payımıza düşen rolü oynamışızdır. Zamanı geldiğinde yollar ayrılır; ne kimse kimseyi kaybeder, ne de birinin değeri diğerinden fazladır.

Sevgiyle,

Nazan

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı : ”Sarı ”olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : ”George Michael- Star People” olurdu. https://open.spotify.com/track/3U5JVgI2x4rDyHGObzJfNf?si=3689a865ab3a4ea1

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı: ”Dior’un Poison kokusu” olurdu.

Posted in

Yorum bırakın