Bucket List !!!

Ülkenin ağır gündemine inat, bugün hafif bir yazı yazmak istedim. Her ne kadar yaşanan hiçbir haksızlığa karşı sessiz kalmasak da, kendi küçük dünyalarımızda mutlu olmayı seçebilmeliyiz. Aksi takdirde yaşamın bir korku treninden kalır yanı yok.

Yabancıların “Bucket List” dediği, bizim ise “Ölmeden önce yapılacaklar listesi” olarak bildiğimiz o meşhur kavram üzerine yazmak istiyorum bugün.

Bu konu aklıma ilk düştüğünde, adetim olduğu üzere biraz kamuoyu yoklaması yaptım. O an en yakınımda kim varsa sordum —ki genelde hep aynı insanlardır kendileri. :)))

En yakın dostlarıma “Bir bucket list’iniz var mı?” diye sorduğumda, genelde anlamsızca yüzüme baktılar. Bu kavram bazılarına biraz özenti gelebilir, farkındayım. Herkesin hayalleri ya da hedefleri var elbette; ama bunu kendi küçük çevremde gerçekten listeleyen kimse olmadığını fark ettim. Sonra kendime döndüm, “Sahi, benim var mı?” dedim. Şöyle bir yoklayınca zihnimi, bir iki şey canlandı önce. Sonra dedim ki: “Haydi Nazan, yap bir bucket list; bakalım neler dökülecek yüreğinden…”

İşte benim listem… Sizinle de öyle bir önem ya da sıra gözetmeden, tamamen gelişine paylaşmak istedim:

  • Yeni bir dili ana dilin kadar iyi konuşmak:
    İspanyolca ile olan maceram uzun soluklu ve kalıcı. Bu dili ana dilim gibi akıcı bir şekilde öğrenmeden bu dünyadan gitmek istemem.
  • Uzak Doğu kültürünü yakından tanımak:
    Özellikle Japonya, Çin, Tayland ve Vietnam… Bu bölgede gerekirse bir yıl geçirip; o kadim gelenekleri, tapınakları, yemek kültürlerini ve yaşam felsefelerini şöyle içime çeke çeke, acele etmeden, sindirerek tanımak ve anlamak isterim.
  • Sessizlik:
    Çenemi bir süreliğine tamamen kapalı tutabileceğim, dünyanın tüm gürültüsünden uzaklaşacağım bir sessizlik kampı deneyimi… Konuşmanın ve sessizce dinlemenin gerçek değerini anlayabileceğim, tamamen kendimle baş başa kalacağım bir serüven.
  • Bir müzik aleti çalmak:
    Davul! Bu konuda çok şanslıyım; yıllar sonra yeniden karşılaştığım çocukluk arkadaşım bu işin duayenlerinden biri. Kendisiyle yaz sonunda çalışmalara başlayacağız. Gerçi onun henüz bundan haberi yok, bu yazıyı okuduğunda öğrenecek. 🙂 Böylece yazılarımı takip edip etmediğini de test etmiş oluruz.
  • Aşk:
    Şu hayatta birkaç kere daha aşık olmak… Ama öyle ciddi, ağır ve uzun uzadıya değil; daha çok bir yaz aşkı tadında. Ateşli, canlı, heyecanlı ama bittiğinde can acıtmayacak cinsten. Sorumluluk ve aidiyet duygusu yüklemeden, özgürce…
  • Seyahat:
    Kısa süreli turistik gezilerden bahsetmiyorum. Gittiğim her yerde bir mevsim geçirmek istiyorum. Yollarda olmak ama dinlene dinlene… Her şehre, her topluma hak ettiği zamanı ayırmak; onları anlamak, tanışmak… Yemek ve içki kültürlerini yüzeysel geçmeyip detaylarıyla öğrenmek. Belki o yerlerde küçük eğitimler almak.
  • Spor:
    Kulağa zor geliyor ama yapabilirim, inanıyorum. Belki de bugüne kadar henüz ruhuma hitap eden o sporu deneyimleme şansım olmamıştır. Ama aklımda bir iki fikir var. Mesela yürümeyi çok seviyorum, bunu doğaya taşıyabilirim. Bir arkadaşım bu yolda epey mesafe katetti. Kim bilir, belki ben de kendi fiziksel sınırlarımı test edebileceğim bir Camino de Santiago yürüyüşü yaparım. Yapmalıyım da.

Yüreğimden ilk anda, hiç zorlamadan dökülenler bunlar oldu.

Ben hayatta hedef koymanın, hayal kurmanın ve inancın; zamanı geldiğinde o istediğimiz gerçekliğe ulaşmak için en gerekli yakıt olduğuna inanıyorum. Öte yandan, henüz hazır olmadığımızda bile hayatın önümüze çıkardığı o mucizevi sürprizlerin büyüsüne de kapılmadan edemiyorum.

Yani anlayacağınız; hem Mevlana’nın “Sen yola çık, yol sana görünür” sözüne yürekten bağlıyım hem de John Lennon’ın “Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir” söylemine.

Her ikisine de eyvallah…

Sevgiyle,

Nazan

Bu Yazıya Dair!

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı: ”Gün Doğumu Turuncusu” olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : Paco De Lucia’dan ”Entre Dos Aquas” olurdu. https://open.spotify.com/track/0MvjUr7fKzchb49tt3OrMS?si=b7ad104311314e46

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı : ”Portakal Çiçeği Kokusu” olurdu

.

Posted in

Yorum bırakın