Sadakat!

Lamı cimi yok, aldatmak kötüdür.

Gerekçesi ister toplum baskısı ister gözümüzü kör eden bir aşk olsun; hepimiz karşımızdakine aslında tutulması çok zor olan sözler veriyoruz: “Sonsuza kadar sadece sen.”

Gerçekten mi?

Emin miyiz?

Peki neden?

Başlayalım…

Geçtiğimiz günlerde bu yazıma ilham veren enteresan bir dizi izledim: “Memeliler” (Mammals). Amazon Prime’da yayınlanan 6 bölümlük kısa bir dizi. Konu tamamen yazımın başlığı olan sadakat konusu ile ilgili. Fakat son bölümde kadın kahramanımızın bu konuda attığı tirad, beni bu konuyu derinlemesine düşünmeye ve elbette yazmaya itti. Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Kadın kahramanımız diyor ki:

“Monogami teoride mükemmel ama kabul etmek gerekir ki uygulaması çok zor. Öyle değil mi? Bir erkek nasıl bütün erkekliği temsil edebilir? Ben erkeğim, sen kadınsın ve hayatımda senden başka kimse olmayacak. Hayat boyunca tek bir penis, tek bir vajina… Kabul etmek gerekir ki, böyle büyük beklentileri karşılamak çok zor, öyle değil mi? Peki sadık insanlar ne yapıyor? Başkalarını düşünerek gizlice kendilerini tatmin ediyor. Erkek ofisteki kadını, kadın da spor salonundaki o kaslı erkeği hayal ediyor. Sonra birlikte televizyon izleyip, çocuklarıyla yemek yiyorlar. Ama birbirlerine sadıklar, öyle mi? Çünkü aslında o çok istedikleri dondurmayı hiç yemiyorlar. Vitrine bakıp iç geçirmek serbest ama o dondurmayı —yani fiziksel aldatmayı— eyleme dökmek yanlış.”

Bu sözler bana değil,  dizideki kadın kahramanımıza ait. Sonrasında gelen sahne ise oldukça sarsıcı; öyle ki, bize o dondurmanın tadına bakmanın bedelini tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

Devam eden diyalogda katılmadığım bir sürü nokta var, ama fazla da spoiler vermemek adına burada duruyorum. 

Monogami kavramı, insan doğasına gerçekte ne kadar uygun? Diyeceksiniz ki: “E ama Nazan, biz de hayvan değiliz ya, içgüdülerimize hakim olabiliriz.” Elbette oluruz, oluyoruz da. Peki ama aldatmak sadece başka birinin bedenine dokunmaktan mı ibarettir?

Kendi partnerinizle birlikte olurken başka birini hayal etmek aldatmaya girmez mi?

Toplumun ahlaki kuralları yüzyıllar öncesinden konmuş. Sonra adına evlilik denen kurumsal yapı tasarlanmış ve iki insanın birliği devletin onayına sunulmuş (bazı yerlerde ve kültürlerde de dinin). Sonuçta iki kişinin birlikteliğinin bu iki kişi dışında bir de otoriteler tarafından onaylanması ve  kutsanması gerekliliği, yine toplumu dizayn edenler tarafından konmuş bir kural. İyi günde, kötü günde, hastalıkta sağlıkta, ölene kadar….. 

Neyse, konumuz evlilik değil; bu konuda fikrimi zaten daha önce de beyan etmiştim. Okumayanlar için bir daha söyleyeyim: 25 yıllık şahane bir evliliğe rağmen, evliliğe olan inancım birçoğunuzdan farklı.

Elbette sadece evli olanlar aldatabilir demiyorum. Aldatma sevgiliyken de başınıza/başımıza gelebilir. 

Peki sizce sadakat nerede biter ve aldatma nerede başlar?

Bence aldatma, yanınızdakini aptal yerine koyduğunuzu bildiğiniz yerde başlar. Ömrünüzü birlikte geçirmeye söz verdiğiniz veya o anda birlikte olduğunuz kişiden başka birini düşünmeye başladığınızda ve bunu kendinize sakladığınızda… Her şey normalmiş gibi davrandığınızda, hayatın doğal akışını bozmadan ve konfor alanınızdan çıkmadan yaşamaya devam ettiğinizde başlar. Sadakat ise bu düşüncenin tohumlarının aklınıza düştüğü noktada biter.

Biriyle evli veya birlikteyken, bir başkasına aşık olabilirsiniz. Bundan daha doğal bir şey yok. Düzeniniz ne kadar kurulu olursa olsun, bunu partnerinize söylemeyi ve taşları yerinden oynatmayı göze alırsanız ve bunu zerafetle yaparsanız cesur bir insansınız demektir. 

Başkasına aşık olduğu halde partnerini kırmaktan korkan, güvenli alanından çıkmak istemeyen, risk almaya cesareti olmayan biri de olabilirsiniz. Hele de işin içinde çocuk varsa bu cesareti göstermek hiç ama hiç kolay değil. Ama aldatan olmamak adına, hayatı ıskalamak pahasına da olsa, bir seçim yapmak en doğru hareket olur.

Uzun lafın kısası, aldatmak bence beyinde başlar. Dondurmanın tadına bakmadım sadece vitrinde gezindim diyenler varsa onlara sesleniyorum… Kendinize karşı dürüst olmanın vaktidir.

Bu yazıyı yayınlamadan önce okuttuğum bir arkadaşım, “Peki aynı anda iki kişiyi birden seviyor ve hayatımızda istiyor olamaz mıyız?” diye sordu. Sizce? İnsan kalbi bu kadar geniş olabilir mi?

Yazarın Notu: Yaş aldıkça ve daha çok insan tanıdıkça, ne kadar duygusal ve kompleks varlıklar olduğumuzu daha net anlıyorum. Sadakat konusunda ahkam kesmek hiçbirimize düşmez. Hayatta var olmamasını istediğimiz bir sürü duygu ve olay başımıza gelebilir. Dolayısıyla her olayı kendi içinde değerlendirmeli ve her zaman her şey dışarıdan göründüğü gibi olmayabileceğini aklımızda tutmalıyız. Yaşanmışlıklarla sabittir.  

Sevgiyle,

Nazan

Bu Yazının Bir Rengi ve kokusu bence yok.

Ama Bir Şarkısı Olsaydı kesinlikle: Leonard Cohen’den – In my Secret Lifeolurdu. https://open.spotify.com/track/3U5JVgI2x4rDyHGObzJfNf?si=3689a865ab3a4ea1

Posted in

Yorum bırakın