Tarih 1 Ağustos 1968, yer İzmir. Hava sıcak mı sıcak. Annem ve babam 31 Temmuz gecesi yazlık sinemada Selda Alkor’un Çiçekçi Kız filmini izleyip eve geliyor. Her şey normal gece yatıyorlar ve annem sabah saat 05:00’te sancıyla uyanıyor. İlk kızı biraz aceleci davranıyor ve 7 aylıkken dünyaya gözlerini açıyor. Sadece bir kilogramcık, tüy gibi hafif ve narin bir bebek olarak dünyaya geliyor Nalan. O günlerden bugünlere gelirken, doğduğu günün hakkını verircesine tam bir Aslan kadını oldu: başı dik, kıvırcık ve gür saçları aslan yelesi gibi gururlu.
Çocukluğunda biraz dik başlı ve inatçı, hayatı boyunca oldukça disiplinli ve çalışkan. Söz konusu işse tembellik yanına bile yaklaşamaz.
Bazıları onu ilk görüşte ‘’Buz kraliçesi’’ olarak tanımlasa da, onun o mesafeli görüntüsünün altındaki zarafeti, sevdikleri için gözünü kırpmadan dünyayı karşısına alacak devasa, korumacı ve anaç yüreğini biz yakınındakiler çok iyi biliriz.
Biz onula birbirimizden geceyle gündüz kadar farklıyız. O ciddidir, hayatı ciddiye alır, sakindir; sınırları belirgin, güvenli bir limandır. Ve elbette aslında çok da komiktir. Bense daha başına buyruk, çılgın, özgürlüğünün peşinde koşan ve hayatı her daim kaos olan o küçük kız kardeş… Dışarıdan bakan biri bu iki zıt yapının nasıl yan yana durduğuna şaşırabilir. Oysa biz, bu farklılıkların içinde birbirimizi eksiltmeden tamamlamayı, birbirimizle dengede kalmayı öğrendik.
Uzun yıllar aynı şehirde, başka uzun yıllar ayrı şehirlerde yaşadık, ama birbirimize ihtiyaç duyduğumuz her an yan yana durduk. Herkese karşı birbirimizi tuttuk. Ben onun eline doğdum, onun oğlu benim elime, sonra benimki onun eline. Kendi küçük dünyamızda önce Yaratıcıya, sonra da birbirimize emanet ettik kendimizi.
Bir deyiş vardır, ailenizi seçemezsiniz ama dostlarınızı seçebilirsiniz. Ablam benim ailem olmasaydı, kesinlikle bilinçli bir tercihle dost olarak seçeceğim ender kişilerden biri olurdu.
Hayat her zaman düz bir çizgide ilerlemiyor; bazen yalpalanıyor, bazen de sıfırdan başlamak gerekebiliyor. İşte öyle bir virajda, senin o koşulsuz kabulün ve inceliğin benim en büyük sığınağım oldu. Bana sadece evinin kapısını değil, kalbinin en huzurlu köşesini açtın. Üstelik bunu bir yük gibi değil, hayatın en doğal, en kendiliğinden akan bir parçası gibi hissettirerek yaptın. Bir insana verilebilecek en zarif hediye, ona kendini yeniden evinde hissettirmekmiş; bunu senden öğrendim.
Dışarıdaki rüzgârlara karşı o sarsılmaz duruşun, sevdiklerin söz konusu olduğunda yerini nasıl da sonsuz bir şefkate ve koruyuculuğa bırakıyor… Seni her gördüğümde, o narin duruşunun arkasındaki devasa güce bir kez daha hayran oluyorum.
İyi ki o sıcak 1 Ağustos gününde aceleyle bu dünyaya adım atmışsın. Ne mutlu ki benim ablam, benim sığınağım ve arkamdaki o gizli güç olmuşsun.
Hayallerinin gerçek olacağı, mutluluğun peşini hiç bırakmayacağı, neşe be kahkaha dolu bir yaş olması dileğiyle…
Doğum günün kutlu olsun Nalan Yüce,
Not:Tüm yazılarımın editörlüğünü ablam yapıyor, bu sefer AI dan yardım aldım. Dolayısıla yazım hataları ve düşük cümleler için kusura bakılmasın 🙂
Sevgiyle, Nazan
Bu Yazıya Dair!
Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı: ”Altın rengi ” olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : Harry Styles ”Golden’ olurdu. https://open.spotify.com/track/0MvjUr7fKzchb49tt3OrMS?si=b7ad104311314e46

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı : ”Chanel No5” olurdu
.

Yorum bırakın