stillbecoming.studio

Still becoming…

Karaburun-Mordoğan’dayım. Türkiye’nin en batı ucu…

Çocukluğumun en güzel zamanlarının geçtiği; dertlerin henüz dert olmadığı, en fazla arkadaş kıskançlıklarının keyfimizi kaçırdığı zamanlar…

O dönemlerimi düşündükçe Sıla’nın efsane şarkısı “Zamanında” aklıma düşer hep.

Yaz uzundu eskiden, zamanında böyle kayıplar yoktu 

Sevinçlerimiz gerçekti, gözyaşının ertesi umutlu 

Güzeldim ben o yazlar kadar, zamanında ailem çoktu 

Güzeldim ben o yazlar kadar, zamanında yazın bu kadar ağlamak yoktu… 

Çocukluğuma dönüp baktığımda, o zamanlar etrafımda olan birçok insan artık yok.

En çok da babam…

Her yaz geldiğim ve ailemle keyifli vakit geçirdiğim baba yadigarı bu ev, annemin yoğun çabası ve müthiş zevkiyle neredeyse 40 senedir dimdik ayakta. Bu evde biriken anılar her zaman keyifli değildi elbet; zor zamanlar da yaşandı. Hayat bu, biteviye değil ki… Zevki de orada zaten. Ama yine de güzel anılar hep ağır basıyor.

Annemin kuzenlerinin İzmir’den toplaşıp bir otobüs dolusu insanla bu eve geldikleri o günü hiç unutmam mesela. Babamın onları ağırlamak için gösterdiği o zarafet, o nezaket görülmeye değerdi. O zamanlar bu evde telefon falan da yoktu sanırım. Yani yaklaşık 20 kişinin (+çocuklar) bir anda kapıda şen şakrak, şarkılı türkülü bitivermesi hiç de haberli bir geliş değildi!

Sanıyorum o zamanlar mantık şuydu: “Zaten oradalar, Allah ne verdiyse doyar, güzel bir gün geçirir, biraz özlem gideririz.”

Hayat daha sade, daha basitti. Misafirlikler ağırlık vermezdi, aşırı bir çabaya da gerek duyulmazdı. Ne olacak ki? İki karpuz, bir mangal, biraz köfte, bolca salata, ekmek ve elbette rakı, bira, şarap… Kahkahalar havada uçuşurdu. Kadınlar sofrayı kurar, erkekler hem içer hem mangal yakar, evin çocuğu (yani ben) diğer çocuklarla ilgilenirdi. Gün öyle kendiliğinden, keyifle akıp giderdi.

Bu evde öyle günlerimiz çok oldu. Gün batımında kurulan uzun rakı sofraları, neredeyse gün doğumuna kadar sürerdi. Ailenizde sesi güzel olan bir anneniz, bir amcanız, birkaç komşunuz ve sesi şahane olmasa da şarkı söylemeyi çok seven bir babanız varsa; o sofralar mutlaka fasıl alemlerine dönerdi.

Ben belli bir saatten sonra üst kattaki odamda, onların söylediği o şarkılar eşliğinde uykuya dalmayı hep çok sevdim.

Bu yaşımda bahçenin her köşesini içime çekerken hep o günler geliyor aklıma. İnsanoğlu kötüyü çabuk unutuyor, iyi anılara sarıldıkça sarılıyor. Bir de gidenlere özlem varsa… İşte o zaman o iyi anılar en büyük can yoldaşı oluyor.

Benim çocukluğumun geçtiği zamanlar bir yazlığınız varsa şanslı sayılırdınız. İzmir’in sıcağında kavrulmak yerine, okulun kapandığı gün deniz kıyısında olan bu eve göç edilir, kışlık ev kapatılır ve mümkünse okullar açılmadan bir gün önce dönülürdü.

Okulun kapandığı gün eve uçardım. Mordoğan günleri başlayacak ve ben bütün bir yazı özgürce geçirebilecektim! Tek bir sorunum vardı: Gece eve girme saatim.

Babam yıllar boyunca bu kuralını asla esnetmedi. Bütün arkadaşlarım gecenin ikisine kadar sokakları arşınlarken, diskolarda sabahlarken benim evde olmam gereken saat 23.30’du. “Baba ne olur, biraz daha…” diye az ağlamadım evin bahçe kapısında. Arkadaşlarımla gerçekleştirdiğimiz toplu yalvarma seanslarına rağmen, Nuh dedi, peygamber demedi babam.

Onun da vardır kendince bir sebebi tabii… Bir gece bana, “Bütün gün ve gece zaten dışarıdasın; özlüyorum be kızım…” demişti. Belki de gerçekten beni yanında istediği içindi.

İş hayatı devreye girince ve ben artık eskisi kadar bu evin çocuğu olamadığımda, bayrağı yeğenim Kaan’a devrettim. En az benim kadar şahane yazlar geçirdi burada. Akabinde benim oğlum Baran… Nesiller bu evin yazlarıyla yetişmeye devam ediyor.

Dediğim gibi bu ev, annemin bitmeyen emeği ve dokunuşlarıyla hâlâ dimdik ayakta. Hepimizi bir araya getiren şahane bir yuva. Anılarla harmanlanmış evlerin başka bir ruhu olduğuna inanıyorum. Sadece “ev” deyip geçemiyorsunuz.

Babadan yadigar, ama artık tam bir ana ocağı olan gerçek bir Yuva…

Teşekkür ederim Babacığım, Teşekkür ederim Anneciğim….

Sevgiyle,

Nazan

Bu Yazıya Dair!

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı: ”Ege Mavisi ” olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : Sıla ”Zamanında” olurdu. https://open.spotify.com/track/0MvjUr7fKzchb49tt3OrMS?si=b7ad104311314e46

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı : Babaanneden yadigar bahçedeki ”Yasemin kokusu” olurdu

.

Posted in

Yorum bırakın