Farklı kültürlerden bir araya gelen hikayeler her zaman biraz daha sıra dışı, biraz daha renkli oluyor. Kız Romen, oğlan Türk.
Oğlan dediğim, Meltem ve Kaan’ın oğlu Kerem… Onu 1,5 yaşından beri tanıyorum. Yüzlerce sevimli anıyla gözlerimin önünde büyüdü; Hollanda’daki başarılı eğitim hayatının ardından orada bir düzen kurdu ve kalbini tam bir peri kızı olan Iulia’ya kaptırdı. Dolayısıyla bu hikayeyi kaleme almak benim için hem çok tanıdık hem de zamanın nasıl geçtiğini yüzüme vuran tatlı bir zorluk 🙂
Geleneklerine bağlı iki aile ve iki farklı ülke olunca, kimseyi bu sevinçten mahrum etmemek adına çifte düğün yapıldı.
İlk raund İstanbul’du. Şahane bir otel, smokinler, gece elbiseleri, gözyaşları ve kahkahalar… Romanya’dan gelen 20 kişilik ekip bizim kültürümüze jet hızıyla ayak uydurdu; müziklerimizle eğlenip halaylarımıza, attığımız göbeklere eşlik etti. Uzun zamandır görüşemeyen dostların kadeh tokuşturduğu, unutulmaz bir duygu seliydi.
Ama asıl sürpriz Romanya’daydı.
Biz damadın 20 kişilik kemik kadrosu olarak Bükreş’e, oradan da Iulia’nın doğduğu kasaba olan Corabia’ya geçtik. Aklımızda tek bir soru işareti vardı: Kerem bize düğünün sabah 06:00’ya kadar süreceğini söylediğinde bunu bir şehir efsanesi sanmıştık. “Akşam başlayıp ertesi sabah biten düğün mü olur?” diyorduk.
Oluyormuş! Hatta artırıyorum: Saat 17:00’de başlayan düğün, ertesi sabah 06:00’da sona erdi.
Düğün, ailenin en yakınlarının katıldığı duvak takma seremonisiyle başladı. Salonda küçük bir masa, sandalye ve ayna… Yerel bir şarkıcının söylediği ucu bucağı olmayan bir halk türküsü eşliğinde gelin masada yerini alıyor; duvağı takılıyor, damat tarafından kucaklanıyor ve kocaman öpülüyor. Ardından damada, annelere ve babalara yaka ve bilek çiçekleri takılıyor. Ve bu sırada o şarkı hiç bitmiyor.
Hemen akabinde ise ilk Hora!
Hora, Romenlerin halayı. Otantik bir kasabada olduğumuz için gelenekler ve ritüeller çok canlıydı ama en önemlisi, bitmeyen ve adım çeşitliliği sonsuz olan Hora’ydı. Tek başlarına ya da çiftler halinde dans etmek yerine kollektif bir bilinçle el ele verip daire oluyorlar. Abartmıyorum, kesintisiz 12 saat Hora yapanlar vardı! Bizim Türk ekip de en basit adımları öğrenip bacaklar izin verdiği sürece bu halkanın içine daldı.
Bu dansın sıkı bir egzersiz olduğu hem ertesi gün bacaklarımızdaki ağrıdan hem de bu dansı neredeyse profesyonel olarak yapan kadınların fiziklerinden anlaşılıyordu.
Açık barda kokteyller, arada yemek servisi, havuz kenarında dinlendirilen ayaklar derken ana yemek gece saat 02:00’de servis edildi. Gelin ve damat her dansın, her Hora’nın içindeydi.
Topuklu ayakkabılarımız ve gece elbiselerimizle neredeyse 11 saat boyunca oturmadan kuyruğu dik tutmaya çalıştık. Ama herkesin yüzünde öyle doğal bir neşe vardı ki tüm yorgunluğumuza rağmen otelimize kocaman bir gülümsemeyle döndük.
İyi uyumalı, ertesi günkü after party’ye enerji toplamalıydık.
Sanki sabaha karşı saat 05:00’te yatılmamışçasına herkes saat 10:00 civarı ayaktaydı. Hep birlikte şahane bir kahvaltının ardından Türk ekibi olarak otelin havuzunda vakit geçirdik; daha doğrusu partiledik. Ekibin bir kısmıysa dinlenmeyi tercih etti.
Akşam saatlerinde after party için hazırdık. Beklenti büyüktü, çünkü “barbekü” demişlerdi. Kıyafet kodu ise olabildiğince rahattı.
Alana vardık; nefis kokular, şahane yemekler, sınırsız içki, müzik ve HORA 🙂
Düğün gecesi herkes birbirini tanımıştı artık, dolayısıyla buradaki ortam daha da samimiydi. Türk ekibi Hora konusunda profesyonel sayılabilirdi.
Gece; danslar, sarılmalar, öpüşmeler, havada asılı kalan kadehler ve müzikle akıp giderken iki kişinin birbirine duyduğu aşkın koca bir kasabaya nasıl yayıldığını ve oraya gelen 20 kişilik misafir ekibimizi nasıl sarıp sarmaladığına şahit oldum.
Sevmek ve asgari müştereklerde buluşmak için aynı dili konuşmaya gerek olmadığını, sevginin dilinin en güçlü dil olduğunu bir kez daha anladım. Sanıyorum tüm dostlarım aynı düşüncededir.
Iulia ve Kerem, çok mutlu olun! Hayatlarımıza bu kadar şahane bir anı kattığınız için teşekkür ederiz.
Sevgiyle,
Nazan
Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı: ”Beyaz ” olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : Can’t Take My Eyes Off You olurdu. https://open.spotify.com/track/0MvjUr7fKzchb49tt3OrMS?si=b7ad104311314e46

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı : ”Şakayık kokusu” olurdu
.

Yorum bırakın