stillbecoming.studio

Still becoming…

Gençken hiçbirimiz yaşlanmayı düşünmeyiz. Sanki sonsuza kadar genç kalacakmış gibi hisseder ve öyle de yaşarız. Bedenlerimiz bizi sonsuza kadar aynı tazelikte taşıyacakmış gibi geldiğinden, ona asla gereken hassasiyeti göstermeyiz. Bir gecede atılan tekila shot sayısıyla doğru orantılı olarak ayakta kalabilme süremiz, ne kadar sağlam ve de “cool” olduğumuzu belirlerdi. Ya da aralıksız bir şekilde uykusuz kalınan ve sabahlara kadar partilenen gece sayısı…

En azından benim gençlik dönemimde durum böyleydi; kendimi gecelerce partileyip sabah 8’de mesaimin başında hatırlarım. Üstelik bu döngü, bir dönem gecede maksimum 3 saat uykuyla gerçekleşirdi.

Şimdi geceleri kaçta yattığımı size söyleyemem, alay konusu olmak istemem. 🙂 Bedenim, o çılgın gençlik anılarında harcadığım uykunun acısını çatır çatır çıkarıyor benden.

Kısacası, bedenlerimiz kilometreler arttıkça kontrolden çıkma eğiliminde yokuş aşağı son hızda ilerliyor.

Bugünkü yazıma tam anlamıyla giriş yapmadan önce belirtmek isterim ki, bu mizahi bir yazıdır. (Korkmayın, kimseyi pataklamayacağız, sadece biraz eğleneceğiz.)

Önce menopoz ve andropozu bilimsel olarak kısaca anlayalım:

Menopoz: Kadınlarda yumurtalık fonksiyonlarının sona ermesiyle östrojen ve progesteron hormonlarının belirgin ve keskin bir şekilde düşmesidir. Doğurganlığın bitişine işaret eder; ortalama 45–55 yaş aralığında gerçekleşir. Sıcak basmaları, gece terlemeleri, duygu durum dalgalanmaları ve metabolizma yavaşlaması gibi somut fizyolojik değişimlerle kendini gösterir.

Andropoz (Erkek Menopozu): Erkeklerde 30’lu yaşların sonundan itibaren testosteron seviyesinin her yıl ortalama %1 oranında kademeli ve yavaş bir şekilde azalmasıdır. Kadınlardaki gibi ani ve kesin bir bitiş değildir; üreme devam eder. Ancak kas kütlesinde azalma, enerji düşüklüğü, göbek çevresinde yağlanma, odaklanma güçlüğü ve libidoda düşüş gibi etkiler yaratır.

Teori kısmı bittiğine göre, gerçeğe dönelim!

Bana göre menopoz, kırklı yaşlarımızdan itibaren ağzımızı burnumuzu kıran, bizi yerden yere vuran bir döngü. “Saçın dökülecek, kontrolsüz kilo alacaksın, tenin matlaşacak, olur olmaz anlarda terleyip olur olmaz anlarda üşüyeceksin, sinirlerin laçka olacak, tahammül seviyen yerle bir olacak, bir gülüp bir ağlayacaksın, uykusuz geceler en yakın dostun olacak” ve sen bir kadın olarak buna “doğal döngü” muamelesi yapıp duruma okey olacaksın. ‘’Hadi oradan!’’ diyesim var, ama ne fayda.

Gelelim tatliş erkeklerimize… Onların da durumu epey zor tabii. Andropoz dönemlerinde yaşlanmayı kabul etmeyip genç görünmek uğruna pembe pantolon giyen, yeni yeni hobiler edinen, motor sevdası her şeyin önüne geçen, o kırlaşmış saçlarını gri sakallarıyla kombinleyip bir de kolyeler, bileklikler, hatta parmak dolusu yüzüklerle ortalıkta gezinen, ‘’Yo yaşlanmadım ki, sadece biraz yaş aldım ve bende hala çok iş var’’ edasıyla ortada fink atan sevgili tatliş erkeklerimiz.

Göründüğü üzere, kadınlar bu dönemde de erkeklerden daha fazla yükü omuzluyor sanki. Onlar her ne kadar kabul etmeseler de bence hayat kadınları daha fazla sınava tabi tutuyor. Bedensel ağrı eşiklerimiz, acıya ve hastalıklara olan tahammülümüz her zaman daha fazladır.

Biz kadınlar menopoz sürecinde bedenimize ne olduğunu anlamaya çalışırken bir de içimize dönüp onca yıl anlayamadığımız bir kimlik avına da çıkarız. ‘’Ben kimim aslında? Bu hayattan ne istiyorum? Bugüne kadar olan biten gerçekten benim seçimim miydi? A yeter artık, bu ben değilim! Artık yeni bir sayfa açacağım! Bugüne kadar sevdiğim şeyleri gerçekten sevdim mi gerçekten? Anneliği biraz abartmış olabilir miyim? Artık bu kadar verici olmayacağım! Önce ben!’’ ve bu liste böyle uzayıp gider 🙂

Canım erkekler ise bu dönemde spora yüklenir, daha fit, daha kaslı olmak, daha doğru beslenerek, göbek etrafında biriken yağları saklamanın yollarını arayarak, gençlerin bulunduğu ortamlarda biraz daha fazla vakit geçirerek,  bir göz banyosu yaparak , kısacası yaşlanmadım ben, bende çoook iş var diyerek bağıra bağıra ortalıkta gezerlerken, durumu biraz kibir, biraz da güç zehirlenmesiyle çeşnilendirirler.

Özetle, kadın olgunlaşır, erkek çocuklaşır. Kadın tahtını kurmaya çalışırken, erkek lunaparka bilet keser. Ne diyelim; hayat bize bu yaşlarda ikinci bir ergenlik hediye ediyor bir şekilde. Biri isyan bayrağını çekip “Ben kimim?” diye sorguluyor, diğeri motorun sesini açıp rüzgara karşı “Yaşasın, hâlâ buradayım!” diye haykırıyor. Hangi tarafta olursak olalım, kural belli: Yaşlanmak zor zanaat, ama mizahını yapıp, halimize gülebilmek de paha biçilmez!

Sevgiyle,

Nazan

Bu Yazının Bir Rengi Olsaydı: ”Mor ” olurdu.

Bu Yazının Bir Şarkısı Olsaydı : Elton Johne ”I’m Still Standing” olurdu. https://open.spotify.com/track/0MvjUr7fKzchb49tt3OrMS?si=b7ad104311314e46

Bu Yazının Bir Kokusu Olsaydı : ”Karabiber” olurdu

.

Posted in

Bir Cevap Yazın